Paraya ve maddi güce endeksli bir ahlakın hakimiyetine...        rüşvet ve dost ilişkileriyle yürüyen hukuk sistemine...          haklı olanın değil de güçlü olanın kazandığı  bütün bu düzene DUR! demek için...           parası ve gücü olmayanların da haklı davalarını kazanabileceği              ADİL BİR TÜRKİYE İÇİN..              www.dolandirildim.net

   

                                Amacımız...

                                                    Yöntemlerimiz...

                                                                          Yeni Projelerimiz...

                                                                                                  Bize ulaşın...

Kuzeni İsmail'in teslim olmasıyla olayın düğüm noktası haline gelen OSMAN ÖZBİLENLER halen kayıp.  140-150 kilo ve 1,80 cm boyunda olan Osman, Kasım 2008'den bu yana firarda.

 

 

Görenlerin ya da kendisiyle bilgisi olanların

0538 303 30 30 

nolu telefona veya polise haber vermeleri rica olunur.

 

 

BİR BABA KAÇ TRİLYON EDER?


     Şu an Metris Cezaevinde tutuklu bulunan bir genç adamın kendine sıklıkla sorduğu bu can acıtıcı soruyu kendime soruyorum: Bir baba kaç trilyon eder?.. Bu soruyu herkesin de kendisine sormasını istiyorum.  

    “Daha rahat yaşam için daha çok para!..” Bu slogana kimbilir daha kaç kurban verilecek? Arkadaşlık, dostluk, kardeşlik, güven gibi çeşit çeşit meziyetleri paramparça edip yok eden, inançları, sevinçleri, umutları sömüren bu sloganı sorgulamaya, bir annenin ya da bir babanın kaç trilyon edeceğini kendime sormaya son nefesimi verene kadar devam edeceğim artık.

    Bu yüzden, birinci derecede tanıklık ettiğim, yaşadığım ve halen yaşamakta olduğum bir olayı (hikayeyi) anlatacağım sizlere. Birkaç trilyon uğruna feda edilen bir babanın hikayesini de…

    Keşke bu hikaye, seyrettiğim bir film ya da okuduğum bir romandan ibaret olsaydı. Keşke ülkemde adaletsizlik bu kadar rahat ve engelsiz olarak kol geziyor olmasaydı ve keşke zalimler bu kadar güçlü ve dokunulmaz olmasaydı! Ama yaşadıklarım öyle gösteriyor ki, biz bin defa demokratikleşsek, bin defa yeni kanunlar yapsak yine de bu düzen değişmiyor, değişmeyecek. Yine güçlüler, nüfuz sahibi insanlar her türlü dolandırıcılığı, düzenbazlığı, üçkağıdı yapacak ve bu hep yanlarına kar kalacak!

     Elimden geldiğince kısa ve öz olarak olup biteni paylaşmaya çalışacağım sizlerle. Takdir etmek ve yorum yapmak artık kamunun vicdanına aittir.

     Ben, yani öykünün birinci kişisi, 12 yaşımdan beri çalışan kendi halinde bir vatandaşım.Emekli polis bir babanın oğluyum. 90’lı yılların sonlarında kendi işimi kurarak ticarete atıldım. Bilgisayar ve elektronik sektöründe çalışarak işlerimi büyüttüm. 2006 yılı sonlarında, oturduğum siteden tanıdığım F.Ş.’in kayın biraderi sıfatıyla İsmail Özbilenler ile tanıştım. Ufak tefek alış verişimiz oldu. İsmail işyerime gelip gittikçe samimiyetimiz arttı ve arkadaş olduk. İhlas Holding’te çalışıyordu, Eski TBMM Personel Daire Başkanı, geçen dönem AKP'den milletvekili aday adayı olan ve halen İhlas Holding'in yönetim kurulu başkan yardımcısı ve o dönem İhlas Madencilik genel müdürü Yavuz Özgün’ün şoförü ve sekreteriydi. 

     İsmail bir gün benden “hatır çeki” istedi. İhtiyacı olduğunu ve zamanında geri ödeyeceğini söylemişti. Güvendiğim bir arkadaşımın bir ihtiyacı varsa, benden para istiyorsa düşünmem bile. Çeki verdim. Birkaç milyarlık bir çekti. Aldı ve zamanında ödedi. Bu şekilde birkaç kere daha çek aldı benden. Hep de zamanında ödüyordu. Bir gün yine bana çek parası ödemeye geldi. Bu sefer çek parasını biraz fazla ödedi. Fazla parayı görünce “bu nedir?” diye sordum. İsmail,

     “Senden aldığım çekle ticaret yaptım abi, para kazandım bu da senin hakkın.” dedi. Bu şekilde bir süre daha benden hatır çekleri aldı.

     Gülümsemeyin hemen, zannettiğiniz gibi değil bu olay. Yani üç beş milyarlık çeklerle dolandırılmanın öyküsünü anlatmak için almam vaktinizi. Ticaret yapıyorum yıllardır, bu tür dolandırıcılıklar yaşadım zaten. Bu öykünün sadece girişi…

     Birkaç kere daha olunca bu çek alışverişi İsmail’e yaptığı ticareti sordum. Kazancı iyi, sağlam bir işse nakit para vererek bende bu ticareti yapabilirim diye düşündüm. İsmail parayı borsada değerlendirdiklerini söyleyince biraz burun kıvırdım açıkçası. Daha önce bir kere borsaya yatırım yapmıştım ve evet daha az yorularak daha çok para kazanma imkanı olduğunu görmüş fakat bunun yanında ciddi bir de riskin olduğunu tecrübe etmiştim. Yani ilk ve tek yatırımım da kaybetmiş ve o işten çekilmiştim. Fakat İsmail bu yatırıma kendisinin değil bilen kişilerin kontrolünde girdiğini söyledi. O zamanlar hiç duymadığım bazı isimler verdi bana. Mehmet Nurettin Çevik, Burak Örnek (emekli Deniz Kuvvetleri komutanının oğlu olan) gibi. Bu adamların yıllardır borsa işinde olduklarını ve çok büyük yatırımları olduğunu, kolay kolay kaybetmediklerini anlattı. Bu borsacılarla patronu Yavuz Özgün aracılığı ile tanıştığını ve benden aldığı çekleri de onlarla iş yaparak kullandığını anlattı.

     Kafama yatmıştı söyledikleri. 100 bin liranın üstünde nakit para buldum ve İsmail’e verdim. Evet, asıl hikaye böyle başladı ve yaklaşık bir buçuk yıl içerisinde, kazandığım paralar ve daha çok dışarıdan bulduğum (borç aldığım) paralarla İsmail’e verdiğim paranın miktarı 1 trilyonu geçti. (yeni lirayla 1 milyonu yani). Bu süre içinde hatır çeki de vermeye devam ettim fakat birkaç hatır çekinde ettiğim kazancın dışında nakit para verdikten sonra hatır çeklerinden kazanç sağlamadım. Bu hatır çeklerinin ödemelerinde bazı aksaklıklar oldu. İsmail’e olan güvenim sarsıldı doğal olarak. Artık çek vermeyeceğimi söyledim. Verdiklerimi de ödemesini istedim. Birkaç ay içinde 700 bin liralık (700 milyar) çekim bazı aksaklıklarla da olsa ödendi. Fakat benim İsmail’e ve Yavuz Özgün’e karşı güvensizliğim sürüyordu. Bu dönemde verdiğim paralarla borsada hangi hisse senetlerine yatırım yapıldığını da sormaya başlamıştım. O zamanlar genelde İhlas Ev Aletleri (İHEVA) hisselerini alıyorlarmış. Kendi çapımda araştırınca İheva hisselerinin o dönem iyi prim yaptığını öğrenmiştim.

     Yine de artık verdiğim nakit paraların iadesi için teminat istedim. Yani verdiğim paralara, alacaklarıma karşılık olarak çek getirmesini istedim İsmail’den. Olur dedi. Bir süre sonra bana değişik zamanlarda Ankara’da bulunan Işık Göz Sağlığı hastanesinin sahibi Hikmet Hasıripi’nin şahsi ve şirket çeklerini, Yavuz Özgün’ün şahsi çeklerini ve hatta İhlas Madencilik şirket çekini getirdi. Bu çekler de günleri gelince ödeniyordu. Kaybettiğim güveni yeniden kazanmışlardı. Hatta, bu kadar resmi şekilde evraklarla yürüyen bir alışverişten şüphe ederek haksızlık ettiğimi düşündüm.

     Bu noktada Osman Özbilenler’den söz etmek gerekiyor. İsmail’in hem teyzesinin hem de amcasının oğlu. İsmail’le arkadaşlığımız süresince Osman da hep bizimleydi. Banka işlemlerini, çek ve para getir götür işlerini o yapardı. Gördüğüm ve anladığım kadarıyla Osman da Patron Yavuz Özgün’ün makamında takılırdı. Aynı makamda Mehmet Nurettin Çevik, Burak Örnek ve başka tanımadığım insanları da görmüştüm. Birkaç kere de olsa Yenibosna’daki holding binasına gitmiştim. 

   Bu arada dikkat çekmek isterim, Osman ve İsmail ile iyi arkadaştık. Beraber sinemaya giderdik, maç seyrederdik, hatta beraber kısa bir tatile bile gittik. İsmail’le uzun geceler boyu dertleştik, birbirimize sıkıntılarımızda destek olduk. Sizin anlayacağınız dost olmuştuk biz.

     En son 21 Ekim 2008 tarihli keşidecisi Yavuz Özgün olan 130 bin lira meblağlı bir çek bankadan ödenmişti. Fakat bir sonraki gün yani 22 Ekim 2008’de ödenmesi gereken yine keşidecisi Yavuz Özgün olan 275.000 liralık çek ödenmedi. İsmail bana patronu Yavuz Özgün’ün bir yerden para beklediklerini birkaç gün beklersem ödemenin yapılacağını söylemişti. Bu paralar şahsıma ait olmadığı için ben de borç aldığım insanlara karşı zor durumda kalmıştım. Yine de tam dokuz gün bekledim. Arada tabii türlü türlü yalanlar bahaneler dinliyordum. Fakat çeki yazdırmak için kanuni sürenin sonunda sabrım tükendi ve çeki 30 Ekim 2008 tarihinde İşbankası Bakırköy şubesinde yazdırdım. Ve eğer para ödenmezse kanuni işlem yapacağımı da İsmail’e söyledim. Tabii ödeyeceklerini biraz sabretmem gerektiğini söyleyip duruyorlardı.

     Bu arada ilginç bir şey oldu: 11 Kasım 2008 günü Osman Özbilenler tuhaf bi şekilde ortadan kayboldu. İsmail’in anlattığına göre mercedes marka bir ototmobille banka işlemi yapmak için evden ayrılmış ve bir daha kendisine ulaşılamamış. İsmail’le birlikte birkaç gün Osman’ı aradık ama bulamadık. Hatta Gayrettepe’deki Kayıp büro Amirliğine kayıp duyurusu dahi yapılmıştı. (Fakat daha sonra öğrendiğim kadarıyla 150 kilo olan Osman’ın kilosu 60 diye bildirilmiş.) Osman’ın neden kaybolduğuyla çok fazla ilgilenmedim. Koca adam bi yere gitmiştir, bi şeye canı sıkılmıştır diye düşündüm. Zira benim çok ciddi bir alacak sorunum vardı İsmail ve patronuyla ilgili. Ve sonunda olan oldu.

     19 Aralık 2008 tarihi akşam saatlerinde İsmail’den ümidi kestiğim için Yavuz Özgün ile görüşmek üzere holding binasındaki makamına gittim. İsmail orada beni epey bir zaman bekletti. Etrafta konuşulanlardan duyduğum kadarıyla dün, yani 18 aralık’da Yavuz Özgün İhlas Madencilik Genel müdürlüğü görevinden alınmıştı. İçimdeki kuşkular iyice arttı ama bir türlü makamına gelmedi Yavuz Özgün. Çaresiz ayrıldım.

     Cep telefon numaralarından Yavuz Özgün’e ulaşmaya çalıştım fakat olmadı. En sonunda çaresiz hanımının cep telefonunu aradım ve not bıraktım. Kısa süre sonra telefonum çaldı. Telefondaki Yavuz Özgün’dü. Bana “Fatih, bu çocuk ne yapmış böyle!” gibi bir söz söyledi. Ve beni holding binasına çağırdı.

yazının devamı

 

anasayfa

 

 

 

 

Siteyi Facebook'ta Paylaş

 

18 yıldır İhlas Holding'de çalışan M.A., olayın ortaya çıktığı Kasım 2008 tarihinde zorla işten çıkarıldı. Kendisiyle yaptığımız röportaj, Yavuz Özgün ve makam odasında gerçekleşen borsa faaliyetleri ile ilgili gerçekleri gün yüzüne çıkartıyor.

(M.A.'nın video röportajı kendi isteğiyle yayından kaldırılmıştır.)

 

 

 


 

TÜRKİYENİN

EN BÜYÜK İNTERNET DOLANDIRICILIĞI

ALTİVİ'DE NELER OLDU?!

ÇOK YAKINDA www.dolandirildim.net'te


 

copyright © 2010 www.dolandirildim.net