|
Kuzeni İsmail'in teslim olmasıyla olayın
düğüm noktası haline gelen OSMAN ÖZBİLENLER halen kayıp. 140-150 kilo
ve 1,80 cm boyunda olan Osman, Kasım 2008'den bu yana firarda.

Görenlerin ya da
kendisiyle bilgisi olanların
0538 303 30 30
nolu telefona veya
polise haber vermeleri rica olunur. |
|
BİR
BABA KAÇ TRİLYON EDER?
Şu an Metris Cezaevinde tutuklu bulunan
bir genç adamın kendine sıklıkla sorduğu bu can acıtıcı soruyu
kendime soruyorum: Bir baba kaç trilyon eder?.. Bu soruyu herkesin de
kendisine sormasını istiyorum.
“Daha rahat yaşam
için daha çok para!..” Bu slogana kimbilir daha kaç kurban
verilecek? Arkadaşlık, dostluk, kardeşlik, güven gibi çeşit çeşit
meziyetleri paramparça edip yok eden, inançları, sevinçleri, umutları
sömüren bu sloganı sorgulamaya, bir annenin ya da bir babanın kaç
trilyon edeceğini kendime sormaya son nefesimi verene kadar devam edeceğim
artık.
Bu yüzden, birinci
derecede tanıklık ettiğim, yaşadığım ve halen yaşamakta olduğum
bir olayı (hikayeyi) anlatacağım sizlere. Birkaç trilyon uğruna
feda edilen bir babanın hikayesini de…
Keşke bu hikaye,
seyrettiğim bir film ya da okuduğum bir romandan ibaret olsaydı. Keşke
ülkemde adaletsizlik bu kadar rahat ve engelsiz olarak kol geziyor
olmasaydı ve keşke zalimler bu kadar güçlü ve dokunulmaz olmasaydı!
Ama yaşadıklarım öyle gösteriyor ki, biz bin defa demokratikleşsek,
bin defa yeni kanunlar yapsak yine de bu düzen değişmiyor, değişmeyecek.
Yine güçlüler, nüfuz sahibi insanlar her türlü dolandırıcılığı,
düzenbazlığı, üçkağıdı yapacak ve bu hep yanlarına kar
kalacak!
Elimden geldiğince
kısa ve öz olarak olup biteni paylaşmaya çalışacağım sizlerle.
Takdir etmek ve yorum yapmak artık kamunun vicdanına aittir.

Ben, yani öykünün
birinci kişisi, 12 yaşımdan beri çalışan kendi halinde bir vatandaşım.Emekli
polis bir babanın oğluyum. 90’lı yılların sonlarında kendi işimi
kurarak ticarete atıldım. Bilgisayar ve elektronik sektöründe çalışarak
işlerimi büyüttüm. 2006 yılı sonlarında, oturduğum siteden tanıdığım
F.Ş.’in kayın biraderi sıfatıyla İsmail Özbilenler ile
tanıştım. Ufak tefek alış verişimiz oldu. İsmail işyerime gelip
gittikçe samimiyetimiz arttı ve arkadaş olduk. İhlas Holding’te çalışıyordu,
Eski TBMM Personel Daire Başkanı,
geçen dönem AKP'den milletvekili aday adayı
olan ve halen İhlas Holding'in yönetim kurulu başkan yardımcısı ve o dönem İhlas Madencilik
genel müdürü Yavuz Özgün’ün şoförü ve sekreteriydi.
İsmail bir gün benden “hatır çeki”
istedi. İhtiyacı olduğunu ve zamanında geri ödeyeceğini söylemişti.
Güvendiğim bir arkadaşımın bir ihtiyacı varsa, benden para
istiyorsa düşünmem bile. Çeki verdim. Birkaç milyarlık bir çekti.
Aldı ve zamanında ödedi. Bu şekilde birkaç kere daha çek aldı
benden. Hep de zamanında ödüyordu. Bir gün yine bana çek parası ödemeye
geldi. Bu sefer çek parasını biraz fazla ödedi. Fazla parayı görünce
“bu nedir?” diye sordum. İsmail,
“Senden aldığım
çekle ticaret yaptım abi, para kazandım bu da senin hakkın.” dedi.
Bu şekilde bir süre daha benden hatır çekleri aldı.
Gülümsemeyin
hemen, zannettiğiniz gibi değil bu olay. Yani üç beş milyarlık çeklerle
dolandırılmanın öyküsünü anlatmak için almam vaktinizi. Ticaret
yapıyorum yıllardır, bu tür dolandırıcılıklar yaşadım zaten.
Bu öykünün sadece girişi…
Birkaç kere daha olunca bu
çek alışverişi İsmail’e yaptığı ticareti sordum. Kazancı iyi,
sağlam bir işse nakit para vererek bende bu ticareti yapabilirim diye
düşündüm. İsmail parayı borsada değerlendirdiklerini söyleyince
biraz burun kıvırdım açıkçası. Daha önce bir kere borsaya yatırım
yapmıştım ve evet daha az yorularak daha çok para kazanma imkanı
olduğunu görmüş fakat bunun yanında ciddi bir de riskin olduğunu
tecrübe etmiştim. Yani ilk ve tek yatırımım da kaybetmiş ve o işten
çekilmiştim. Fakat İsmail bu yatırıma kendisinin değil bilen kişilerin
kontrolünde girdiğini söyledi. O zamanlar hiç duymadığım bazı
isimler verdi bana. Mehmet Nurettin Çevik, Burak Örnek
(emekli Deniz
Kuvvetleri komutanının oğlu olan) gibi. Bu adamların yıllardır
borsa işinde olduklarını ve çok büyük yatırımları olduğunu,
kolay kolay kaybetmediklerini anlattı. Bu borsacılarla patronu Yavuz
Özgün aracılığı ile tanıştığını ve benden aldığı çekleri
de onlarla iş yaparak kullandığını anlattı.
Kafama yatmıştı
söyledikleri. 100 bin liranın üstünde nakit para buldum ve İsmail’e
verdim. Evet, asıl hikaye böyle başladı ve yaklaşık bir buçuk yıl
içerisinde, kazandığım paralar ve daha çok dışarıdan bulduğum
(borç aldığım) paralarla İsmail’e verdiğim paranın miktarı 1
trilyonu geçti. (yeni lirayla 1 milyonu yani). Bu süre içinde hatır
çeki de vermeye devam ettim fakat birkaç hatır çekinde ettiğim
kazancın dışında nakit para verdikten sonra hatır çeklerinden
kazanç sağlamadım. Bu hatır çeklerinin ödemelerinde bazı aksaklıklar
oldu. İsmail’e olan güvenim sarsıldı doğal olarak. Artık çek
vermeyeceğimi söyledim. Verdiklerimi de ödemesini istedim. Birkaç ay
içinde 700 bin liralık (700 milyar) çekim bazı aksaklıklarla da
olsa ödendi. Fakat benim İsmail’e ve Yavuz Özgün’e karşı güvensizliğim
sürüyordu. Bu dönemde verdiğim paralarla borsada hangi hisse
senetlerine yatırım yapıldığını da sormaya başlamıştım. O
zamanlar genelde İhlas Ev Aletleri (İHEVA)
hisselerini alıyorlarmış.
Kendi çapımda araştırınca İheva hisselerinin o dönem iyi prim
yaptığını öğrenmiştim.
Yine de artık verdiğim
nakit paraların iadesi için teminat istedim. Yani verdiğim paralara,
alacaklarıma karşılık olarak çek getirmesini istedim İsmail’den.
Olur dedi. Bir süre sonra bana değişik zamanlarda Ankara’da bulunan
Işık Göz Sağlığı hastanesinin sahibi Hikmet Hasıripi’nin şahsi
ve şirket çeklerini, Yavuz Özgün’ün şahsi çeklerini ve hatta İhlas
Madencilik şirket çekini getirdi. Bu çekler de günleri gelince ödeniyordu.
Kaybettiğim güveni yeniden kazanmışlardı. Hatta, bu kadar resmi şekilde
evraklarla yürüyen bir alışverişten şüphe ederek haksızlık ettiğimi
düşündüm.
Bu noktada
Osman
Özbilenler’den söz etmek gerekiyor. İsmail’in hem
teyzesinin hem de amcasının oğlu. İsmail’le arkadaşlığımız süresince
Osman da hep bizimleydi. Banka işlemlerini, çek ve para getir götür
işlerini o yapardı. Gördüğüm ve anladığım kadarıyla Osman da
Patron Yavuz Özgün’ün makamında takılırdı. Aynı makamda Mehmet
Nurettin Çevik, Burak Örnek ve başka tanımadığım insanları da görmüştüm.
Birkaç kere de olsa Yenibosna’daki holding binasına gitmiştim.
Bu arada dikkat
çekmek isterim, Osman ve İsmail ile iyi arkadaştık. Beraber sinemay a
giderdik, maç seyrederdik, hatta beraber kısa bir tatile bile gittik.
İsmail’le uzun geceler boyu dertleştik, birbirimize sıkıntılarımızda
destek olduk. Sizin anlayacağınız dost olmuştuk biz.
En son 21 Ekim 2008 tarihli keşidecisi
Yavuz Özgün olan 130 bin lira meblağlı bir çek bankadan ödenmişti.
Fakat bir sonraki gün yani 22 Ekim 2008’de ödenmesi gereken yine keşidecisi
Yavuz Özgün olan 275.000 liralık çek ödenmedi. İsmail bana
patronu Yavuz Özgün’ün bir yerden para beklediklerini birkaç gün
beklersem ödemenin yapılacağını söylemişti. Bu paralar şahsıma
ait olmadığı için ben de borç aldığım insanlara karşı zor
durumda kalmıştım. Yine de tam dokuz gün bekledim. Arada tabii türlü
türlü yalanlar bahaneler dinliyordum. Fakat çeki yazdırmak için
kanuni sürenin sonunda sabrım tükendi ve çeki 30 Ekim 2008 tarihinde
İşbankası Bakırköy şubesinde yazdırdım. Ve eğer para ödenmezse
kanuni işlem yapacağımı da İsmail’e söyledim. Tabii ödeyeceklerini
biraz sabretmem gerektiğini söyleyip duruyorlardı.
Bu arada ilginç
bir şey oldu: 11 Kasım 2008 günü Osman Özbilenler tuhaf bi şekilde
ortadan kayboldu.
İsmail’in anlattığına göre mercedes marka bir
ototmobille banka işlemi yapmak için evden ayrılmış ve bir daha
kendisine ulaşılamamış. İsmail’le birlikte birkaç gün Osman’ı
aradık ama bulamadık. Hatta Gayrettepe’deki Kayıp büro Amirliğine
kayıp duyurusu dahi yapılmıştı. (Fakat daha sonra öğrendiğim
kadarıyla 150 kilo olan Osman’ın kilosu 60 diye bildirilmiş.)
Osman’ın neden kaybolduğuyla çok fazla ilgilenmedim. Koca adam bi
yere gitmiştir, bi şeye canı sıkılmıştır diye düşündüm. Zira
benim çok ciddi bir alacak sorunum vardı İsmail ve patronuyla ilgili.
Ve sonunda olan oldu.
19 Aralık 2008
tarihi akşam saatlerinde İsmail’den ümidi kestiğim için Yavuz Özgün
ile görüşmek üzere holding binasındaki makamına gittim.
İsmail orada beni epey bir zaman bekletti. Etrafta konuşulanlardan
duyduğum kadarıyla dün, yani 18 aralık’da Yavuz Özgün İhlas
Madencilik Genel müdürlüğü görevinden alınmıştı. İçimdeki kuşkular
iyice arttı ama bir türlü makamına gelmedi Yavuz Özgün. Çaresiz
ayrıldım.
Cep telefon
numaralarından Yavuz Özgün’e ulaşmaya çalıştım fakat olmadı.
En sonunda çaresiz hanımının cep telefonunu aradım ve not bıraktım.
Kısa süre sonra telefonum çaldı. Telefondaki Yavuz Özgün’dü.
Bana “Fatih, bu çocuk ne yapmış böyle!” gibi bir söz söyledi.
Ve beni holding binasına çağırdı.
Siteyi Facebook'ta Paylaş |
|
18 yıldır İhlas Holding'de çalışan M.A., olayın ortaya çıktığı Kasım 2008
tarihinde zorla işten çıkarıldı. Kendisiyle yaptığımız
röportaj, Yavuz Özgün ve makam odasında gerçekleşen borsa
faaliyetleri ile ilgili gerçekleri gün yüzüne çıkartıyor.
(M.A.'nın video röportajı kendi isteğiyle yayından kaldırılmıştır.)
TÜRKİYENİN
EN BÜYÜK İNTERNET
DOLANDIRICILIĞI
ALTİVİ'DE
NELER OLDU?!
ÇOK YAKINDA
www.dolandirildim.net'te
|